BAHÇE CİNİ

Gölgem mi uzun ben mi? Gölgem mi büyüdü ben mi? Deve-Cüce oynardım duvar
boyunca. O gün gölgem cüceydi, ben dev olmuştum.
Daha beş altı yaşında varım yoğum, tavandan sarkan çıplak ampulün sarımsı cılız
ışığında, ayaklarımı oynatıyorum.
Yan odadan uzunlu kısalı, büyüklü küçüklü, kelimelere dolanmış sesler yükseliyor.
Yanımda, kuru divanda yatan bebek Kardelen kımıl kımıl. O da gölgelere karışacak
diye korkuyorum, ha ağladı ha ağlayacak. Saç kurutma makinesi, annemin ilk açtığı
gibi canavarca değil, akordu bozulmuş saz gibiydi. Ellerimizi ısıtmasına gerek de
kalmamıştı. Kör nefesler, kuru sıcaklarla gelmişti evimize.
İri yarı bol şalvarlı bir kadın daldı odamıza, eşarbının ucunu ağzına dolamıştı.
Kardelen’i aldığı gibi bastı bağrına. Hıçkırıkları, ağzından
Çıkmadan göğsünde parçalanıyordu. Bebek daraldı kızardı ve patladı kadının
karnında, artık o da bağırıyordu vaveyla.
Dedim ya daha küçüğüm, aralık kapıdan içeri sızdım, kimse fark etmedi, ne beni ne
gölgemi. Damdan yere düşen varlığa bakmak için, ağlaşan çarpık kadınların
arasından akıyordum. Yere atılmış, ince bir urgan dolaştı ayaklarıma, onun ucundan
tuttum, belki salıncak yapardım iki çiçekli bacağın arasına. Bir el gözlerime dolandı,
dikenli tel gibi battı suratıma. Güçlü bir erkek gibi indirdim kaba etli eli yüzümden.
Yerde yatan annemdi, neden ağlıyorlar diye yüzlerine baktım tek tek. “Öldü” dediler,
bu kelimenin şekli şemalı o an boğazımı kanattı. ÖLÜ bir anne ne demekti. Gitti
dediler; Karanlık boylarına bakmadan yalan söylüyorlardı. İşte orada upuzun
yatıyordu boylu boyunca.
Bahçeye kaçtım! ... Bildiğim bütün küfürleri küçük küçük sıraladım içerideki
kalabalığa.
Kaçılır mıydı hayattan? Çıkılır mıydı oyundan? Herkes, annem de dahil içimdeki
hiçlikte kaybolmuştu, çoğunu da tanımıyordum zaten. Annemi hiç tanımamışım.
Sokak lambasının oynak cızırtısında bahçe duvarına vuran ışıkta boy ölçüştüm,
gölgem devleşti, ben cüceler diyarında bahçe cini kaldım.
Dedim ya daha çocuktum, hep kendimi suçladım. Üşümeseydik iliklerimize kadar,
görmeyecektik annemizi, tavandan sarkan yarı isli yarı kesik ışıkların yanında. Bir
kuru ekmek bulabilseydik, belki sıcak süt yanına... Yüzü gülecekti annemin. Biz
üşümeseydik, cebindeki son bozukluklarla gitmeyecekti ıslak odun almaya. Biz
üşümeseydik girmeyecekti hayatımıza ölüm meleği, bütün haşmetiyle.
Ah çocukluk... Geçmiş zamanın di’li bataklığında yine aynı bahçede, sokak
lambasının altında kıvrılmış, kırılgan ışıkta beyaza boyanmış saçlarımda annemi
arıyorum. Annemin gittiği yaştayım. Değişen bir şey yok, yine gölgemle oynaşıyorum
duvar boyunca. Ben devleşmiştim gölgem cüce. Annem kaybolmuştu o anda...
Şimdi düşünüyorum da kendi isteğiyle karışmıştı gölgelere, ne bana ne Kardelen’e
sormuştu kara kanatlı meleği çağırırken. Ne ileriyi görmüştü, ne geriye bakmıştı. Öyle
upuzun yatmıştı odanın orta yerine dimdik.
Ayağı kalktım sessizce... Gölgem devleşmişti, ben hâlâ bahçe ciniyim.



Yorumlar