top of page

BAHÇE CİNİ

Yazarın fotoğrafı: ZEYNEP GÜNEŞ
ZEYNEP GÜNEŞ
5 Şub
2 dakikada okunur

Gölgem mi uzun ben mi? Gölgem mi büyüdü ben mi? Deve-Cüce oynardım duvar

boyunca. O gün gölgem cüceydi, ben dev olmuştum.


Daha beş altı yaşında varım yoğum, tavandan sarkan çıplak ampulün sarımsı cılız

ışığında, ayaklarımı oynatıyorum.


Yan odadan uzunlu kısalı, büyüklü küçüklü, kelimelere dolanmış sesler yükseliyor.


Yanımda, kuru divanda yatan bebek Kardelen kımıl kımıl. O da gölgelere karışacak

diye korkuyorum, ha ağladı ha ağlayacak. Saç kurutma makinesi, annemin ilk açtığı

gibi canavarca değil, akordu bozulmuş saz gibiydi. Ellerimizi ısıtmasına gerek de

kalmamıştı. Kör nefesler, kuru sıcaklarla gelmişti evimize.


  İri yarı bol şalvarlı bir kadın daldı odamıza, eşarbının ucunu ağzına dolamıştı.

Kardelen’i aldığı gibi bastı bağrına. Hıçkırıkları, ağzından


Çıkmadan göğsünde parçalanıyordu. Bebek daraldı kızardı ve patladı kadının

karnında, artık o da bağırıyordu vaveyla.


Dedim ya daha küçüğüm, aralık kapıdan içeri sızdım, kimse fark etmedi, ne beni ne

gölgemi. Damdan yere düşen varlığa bakmak için, ağlaşan çarpık kadınların

arasından akıyordum. Yere atılmış, ince bir urgan dolaştı ayaklarıma, onun ucundan

tuttum, belki salıncak yapardım iki çiçekli bacağın arasına. Bir el gözlerime dolandı,

dikenli tel gibi battı suratıma. Güçlü bir erkek gibi indirdim kaba etli eli yüzümden.

Yerde yatan annemdi, neden ağlıyorlar diye yüzlerine baktım tek tek. “Öldü” dediler,

bu kelimenin şekli şemalı o an boğazımı kanattı. ÖLÜ bir anne ne demekti. Gitti

dediler; Karanlık boylarına bakmadan yalan söylüyorlardı. İşte orada upuzun

yatıyordu boylu boyunca.


Bahçeye kaçtım! ... Bildiğim bütün küfürleri küçük küçük sıraladım içerideki

kalabalığa.


   Kaçılır mıydı hayattan? Çıkılır mıydı oyundan? Herkes, annem de dahil içimdeki

hiçlikte kaybolmuştu, çoğunu da tanımıyordum zaten. Annemi hiç tanımamışım.


   Sokak lambasının oynak cızırtısında bahçe duvarına vuran ışıkta boy ölçüştüm,

gölgem devleşti, ben cüceler diyarında bahçe cini kaldım.


    Dedim ya daha çocuktum, hep kendimi suçladım. Üşümeseydik iliklerimize kadar,

görmeyecektik annemizi, tavandan sarkan yarı isli yarı kesik ışıkların yanında. Bir

kuru ekmek bulabilseydik, belki sıcak süt yanına...  Yüzü gülecekti annemin. Biz

üşümeseydik, cebindeki son bozukluklarla gitmeyecekti ıslak odun almaya. Biz

üşümeseydik girmeyecekti hayatımıza ölüm meleği, bütün haşmetiyle.


    Ah çocukluk... Geçmiş zamanın di’li bataklığında yine aynı bahçede, sokak

lambasının altında kıvrılmış, kırılgan ışıkta beyaza boyanmış saçlarımda annemi

arıyorum. Annemin gittiği yaştayım. Değişen bir şey yok, yine gölgemle oynaşıyorum

duvar boyunca. Ben devleşmiştim gölgem cüce. Annem kaybolmuştu o anda...


Şimdi düşünüyorum da kendi isteğiyle karışmıştı gölgelere, ne bana ne Kardelen’e

sormuştu kara kanatlı meleği çağırırken. Ne ileriyi görmüştü, ne geriye bakmıştı. Öyle

upuzun yatmıştı odanın orta yerine dimdik.


Ayağı kalktım sessizce... Gölgem devleşmişti, ben hâlâ  bahçe ciniyim.

 
 
 

Yorumlar


FİKİR

SANAT

EDEBİYAT

NEDEN YAZMALIYIM?

Bilime göre hikaye veya metin yazmak:

   * Duyguları yöneten bölüm.

   * Hafızayı yöneten bölüm. 

   * Mantık ve karar verme bölümünü.

Aynı anda çalıştırır. Yani yazmak, beynin

birçok yerini aynı anda çalıştıran nadir aktivitelerden biridir.

​

Bu yüzden düzenli yazan insanlarda: 

Düşünme becerisi güçlenir, olaylar arasında bağlantı kurma kolaylaşır, stres azaltır, duygular daha sağlıklı ifade edilir...

İLETİŞİM

Öykülerinizi Bize Gönderin.

bottom of page