top of page









YAZARIN SÖZÜ
"Evren, atomlardan değil, öykülerden yapılmıştır."
— Muriel Rukeyser
Yazarlık, görünmez olanı görünür kılma sanatıdır.
Kelimeler, hayal gücünün mürekkebidir.
İyi bir öykü, sadece anlatılmaz; yaşatılır.
Tarihi kazananlar yazar ama öyküleri...
Öyküleri anlatıcılar ölümsüzleştirir.
Kendi evrenini yaratmaya hazır mısın?
Sayfalar seni bekliyor...
- DİĞER YAZILAR








POLİSİYE KİTAP
“Zihindeki bir yılan, çalıların arasındaki iki gerçek yılandan daha korkunç olabilir. ”
John Verdon
İÇİNDEKİ KARANLIKLA YÜZ YÜZE GELMEYE HAZIR MISIN?

ROMAN - ÖYKÜ
"Yabancı giderken sadece silueti kalmıştı. Sanırım, o da küsmüştü bana. Kafasını tekrar çocukların odasına uzattı, yine aynı hışımla geri çekti. Hızla merdivenlerden aşağıya indi. Ben de odama girmiştim ki Ağah Efendiyi beylik tabancasıyla yukarı çıkarken gördüm. “Beyim, ne oluyor?” demeye kalmadan çocukların odasına giren Ağah Efendi, tek tek ateş ederek bütün çocuklarına kıydı. Çocuklarımın kanatları yer gök, ala boyandı. Bana döndü, “Bak hatunum, mandaları öldürdüm, çocuklarım artık rahat uyuyabilirler!” dedi."


GÜL SUNU
Öykü dedektifi iz peşinde!
Güz Köşesi'nde Gül Sunu'yla kurgudan gerçeğe bir iz sürme macerasına var mısınız?
Sıradan kitap incelemelerini unutun!
Burası, Sıra Dışı...
İzi takip et
Sırrı Keşfet
SAYFA YAZARLARI


BİZİM UZAYLI
Birbirine bitişik, iki üç katlı, renkli boyalarla süslenmiş evlerin bulunduğu dar sokakların birinden Barış Manço'nun sesi yükseliyordu. We’re gonna kill you Nick the Chopper Strangle you with branches Nick the Chopper… Plaklardan radyolara, radyolardan çay bahçelerine, mahalle aralarına, parklara taşıyordu, müziğin coşturan sesi. Milletçe düşmüştük bir Nick the Chopper peşine… Aynı tarihlerde başlamıştı radyolarımızda uzaydan gelen cızırtıların, frekansl

ZEYNEP GÜNEŞ
5 Şub8 dakikada okunur


KIRMIZILI KADIN
Sabah, Denizli horozunun bitmek bilmeyen kart sesiyle uyandı kadın. Küçük evinde tüy hafifliğinde mutfağa ilerledi. Çay suyunu ocağa koyup balkon kapısından dışarı süzüldü. Henüz gün yeni ağarıyor, güneş sarı gözlerini kırpıştırıyordu. Karşıda İstanbul daha uyanmamıştı. Martı sesleri at kişnemesine karışıyordu. Çay suyunun fokurdamasıyla çevirdi başını; mutfağa geçerken açık kırmızı elbisesi havalandı. Yıllardır gecelik, pijama giyemeyen kadın, en hafif elbiseleriyle geceye

ZEYNEP GÜNEŞ
5 Şub4 dakikada okunur


BAHÇE CİNİ
Gölgem mi uzun ben mi? Gölgem mi büyüdü ben mi? Deve-Cüce oynardım duvar boyunca. O gün gölgem cüceydi, ben dev olmuştum. Daha beş altı yaşında varım yoğum, tavandan sarkan çıplak ampulün sarımsı cılız ışığında, ayaklarımı oynatıyorum. Yan odadan uzunlu kısalı, büyüklü küçüklü, kelimelere dolanmış sesler yükseliyor. Yanımda, kuru divanda yatan bebek Kardelen kımıl kımıl. O da gölgelere karışacak diye korkuyorum, ha ağladı ha ağlayacak. Saç kurutma makinesi, annemin ilk açtığı

ZEYNEP GÜNEŞ
5 Şub2 dakikada okunur


ÜÇ RENK
“Şurda ağacı seyreden çocuk, Engin. Fakat bazı sorunları var. Onu istemeyebilirsiniz.” “Müdire hanım, eşim ve ben koruyucu aile olmak için buradayız. En korumaya muhtaç çocuk hangisiyse biz ona talibiz. Tabii o da bizi severse. Anlatın lütfen.” “O zaman size açık konuşacağım. Engin melankolik, düşünceli,mutsuz bir çocuktur. Hiçbir şeyden zevk almaz. Birkaç aileyle deneme süreci yaşadık. Fakat, ‘Bir türlü yüzü gülmüyor, asla memnun edemiyoruz,’ diyerek bıraktılar. Onu biraz ol

GÜL SUNU
5 Şub2 dakikada okunur


TEKİNLER MAHALLESİ
Dün gece çok tipi vardı. Sabahı çıkaramam sandım. Neyse şu kuytu köşeyi gördüm de zor attım kendimi. Gün doğarken bayılmışım. Üstümde yorgan misali incecik pamuk bir örtüyle uyandım. Gece beni kovalayan tekinsizlerin hayali hâlâ gözlerimin önünde. Ellerinde falçata, yüzlerinde faça… Erkeklik gururum bedenim gibi, paramparça yerlere serilmişti, kalkmalıydım. Hafifçe silkelendim. Aman bir sancı girdi ki sormayın, yaralandığımı o an hatırladım. Bir feryat kopardım, dedim şimdi k

GÜL SUNU
2 Şub3 dakikada okunur


SÜPER BABAANE
Pelerinli, kırmızı donlu super kahramanlar henüz yeryüzüne teşrif etmemiş, gözyüzünde şöyle bir süzülmemişken bizim peştamalli, entarili, yelekli, pazen donlu süper babaannelerimiz vardı. Gün ışımadan, horozlar ötmeden, kargalar kahvaltısını yapmadan, uyanırdı bizim kahramanlarımız. Soğuk sularda abdest alır, sobayı yakar, ahıra gidip sarı kızın başını okşar, bir yandan hasbihal ederken diğer taraftan memelerini usul usul incitmeden sağar, sütü tencereye boşaltıp yanan harlı

REYHAN METE
6 Şub2 dakikada okunur


CÜZZAM
Gök, madenden bir tabut gibi kapanmıştı şehrin alçak çatılı evlerinin üzerine. Yağmur, tüm cömertliğini ve maharetini şehrin dar sokaklarında biriken idrar ve dışkı kalıntılarını temizlemek için sergiliyordu. Havaya kasvetin ağır kokusu sinmişti. Eleanor gözlerini tavana dikmiş mırıldanıyordu: “Yüce Meryem, seni affetmiyorum. Sen yanlış yapmış olabilirsin ama ben yapmayacağım. Çürüyecekse fani bedenim, varsın çürüsün!” derken sesi bir anda yükselmişti. Etrafında bulunan kadın

REYHAN METE
6 Şub3 dakikada okunur


CADI AVI
Ateş beni çağırıyor...Uzaklardan çok uzaklardan, mor dağların eteklerinden gelen boğuk iç gıcırdatan metalik sesler beni içine çekiyor. Ayak seslerim bile duyulmuyor yanan gecenin içinde. İn cin kaçıyor her adımımda. Göz kapaklarım yetmiyor pırlanta gibi ışıldayan gözlerimi örtmeye. Öyle ürkünç bir haldeyim beyaz geceliğim bir yılan gibi sarıyor beyaz bacaklarımı. Kızıl saçlarımdan kan damlıyor toprağa...Koca koca kütükler can çekişiyor ateşin koynunda, benden başka kimse duy

REYHAN METE
6 Şub1 dakikada okunur


HALLOWEEN
DinDon🔔 DinDon "Açıyoruuum, bir saniyeee!" Kapı zili durmadan çalmaya devam ediyor, Lara'nın eli ayağına dolanıyordu. "Ah salak kafam," diye söylendi, başına minik bir yumruk indirirken, "nasıl unuttum Şeker almayı. Ne vereceğim şimdi ben bu çocuklara?” O günün Halloween olduğunu biliyordu. Günler öncesinden hazırlıklara başlamış, kapının önünü, üzerine ağız ve göz oyduğu kabaklarla süslemiş, oyduğu kabakların içine pilli ışıklandırmalar yerleştirmişti. Dış kapıya bir iskele

YEŞİM YÖRÜK
4 Şub6 dakikada okunur


VAKİT TAMAM
Gözlerini açtı. Uykunun tekdüzeliğine alışmış nefesi, kalbinin çarpıntısına ayak uydurmak ister gibi hızlandı. Yorgun bedenini dirseklerinin yardımıyla yukarı çekti ve sırtını karyolasının başlığına dayadı. Gözlerinin karanlığa alışmasına fırsat vermeden, başucundaki abajurdan sarkan ipe uzandı. İple aynı anda çekti nefesini içine, soluk sarı ışık etrafını sararken bir “Of,” sesi eşliğinde bıraktı. Gözü abajurun yanı başında duran saate takıldı. 03:07… Her gece olduğu gibi yi

YEŞİM YÖRÜK
4 Şub6 dakikada okunur


KESKİN HASAN
Çiftlik evinin ahşap terasında, hasır kanepeye yaslanmış, sessizliği dinliyordu. Karanlığa ve huzura teslim ettiği gözlerini araladı. Uzun süredir elinde tuttuğu içkiden bir yudum aldı. Yıllar önce keşfettiği bu çiftlik evi, işten güçten bunaldığında kaçıp saklandığı bir sığınaktı onun için. Neredeyse lüks bir villaya edeceği kadar masraf edip evde tüm konforu ve emniyeti sağlamıştı. Bu ev belki de huzur bulabildiği tek yerdi. İçkisinin son yudumunu da ağzında yuvarlayıp yuta

YEŞİM YÖRÜK
4 Şub5 dakikada okunur


BASMA KADAR CAN
GERÇEK HAYAT HİKAYESİNDEN ESİNLENMİŞTİR... Derler ki zaman geçince, hatıralar eskir her bir gece de, Takvimler gösterir yazı kışı, Benim içim hep darağacı... Basma Kadar Can Hatice sekiz ay önce evlenmişti, zor olsa da bir düzen kurabileceğini inandırmıştı kendini. Daha çok gençti, mutluluğun ne olduğunu bilemeden mutsuzluk iliklerine işlemişti. Bu da yetmezmiş gibi kayınvaledisi yaptığı her işe, söylediği her söze karışıyordu. “Gelin dediğin aklı başında olur, otur

HASAN SAĞDAN
5 Şub4 dakikada okunur


RUTUBET
Kimse masum değil, Herkes biraz rutubetlidir. Hayra ermeyebilir her sabır, bazı kavgalar mahşere kalır, tıpkı Rahmet'le benim aramdaki dava gibi. Boyu posu devrilisice Rahmet... Diğer tarafa göçerken bile milletin ağzına bal çaldı. Ele güne sakız etti beni. Ah Rahmet ah, düşündükçe sinirden avuçlarım terliyor. Sabır çekip, siyah yazmayı başıma geçirip alnımı iyice sıkıştırdım. Kapının yanındaki sandalyeye yerleşip gelenin yüzünde üzüntü aradım. Gidenin arkasından sıra size d

HASAN SAĞDAN
31 Oca4 dakikada okunur
SİZDEN GELENLER


ESKİ EVİN NEFESİ
PERMİN KARADUMAN Yağmur, şehri değil sanki dünyayı yıkamak ister gibi yağıyordu. Elif, elindeki paslı anahtara baktı. Avucunun içinde soğuk bir taş gibi duruyordu. Bu ev, annesinden kalan tek şeydi. Ne bir fotoğraf, ne bir mektup… sadece bu ev. Kapıyı açtığında içeri ağır bir toz kokusu doldu. Sanki yıllardır kimse nefes almamıştı burada. “Bir gece kalıp bakıp çıkacağım,” diye fısıldadı kendi kendine. Ama ev onu dinlemiyordu. İlk tuhaflık, saatlerin hiç çalışmamasıydı. Duvarl

YAZARLAR


SON KALE
FULYA YENİDEMİR Müzenin yüksek tavanlı koridorlarında yankılanan tek ses, Marcel’in adımlarıydı. Gaz lambasının camına çarpan metal halkası her adımda ince bir çınlama bırakıyordu. Sanki bina hâlâ direniyor ve tamamen ölmeyi reddediyordu. Dışarıda dünya çoktan vazgeçmişti. Paris, külden yapılmış bir mezarlıktan ziyade çürümeyi çoktan kabullenmiş bir bedendi. Gökyüzü kirli griydi. Rüzgâr sadece soğuk değil, zehir taşıyordu. İnsan, kendini öldürmeyi öğrenmişti. Marcel durdu. Ga

YAZARLAR


ŞİMDİNİN KATLARI (SONSUZ SEKANS)
FULYA YENİDEMİR YILMAZ I. Mutfaktaki Çatlak Sabah ışığı, eski mutfak perdesinin ince dokusundan süzülüp toz zerrelerini dans ettirerek mutfak zeminine ulaşıyordu. Yerde, günün ilk ışıklarıyla yıkanan soluk sarı bir dikdörtgen oluşmuştu. Ocakta kaynayan çaydanlığın kapağı, içerideki buharın baskısıyla ritmik bir şekilde titriyordu. Metalin o tiz ve tanıdık sesi, mutfağın mutlak sessizliğinde yankılanıp beyaz fayanslara çarparak geri dönüyordu. Ancak o sabah, bu ses tek bir zam

YAZARLAR


GÖLGE OYUNU
PERMİN KARADUMAN Sis, eski taş sokakların üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü. Gaz lambalarının titrek ışıkları, gecenin karanlığını delmeye çalışıyor ama yalnızca gölgeleri daha korkutucu hale getiriyordu. Şehrin en eski mahallesi olan Blackstone Sokağı’nda insanlar artık geceleri dışarı çıkmıyordu. Çünkü son üç ayda işlenen dört cinayet, herkesi aynı korkunun içine sürüklemişti. Dedektif Adrian Vale, uzun siyah paltosunun yakasını kaldırarak dar sokağın ortasında durdu. Eli

YAZARLAR


ÇALINTI
TOYGAR TOPALCA ÇALINTI Termometre 10 dereceyi gösteriyor, saat altıyı vuruyordu. Köpekler kudurmuştu, çöplükleri talan eden domuzlara kafa tutuyorlardı. Geceden kalan sarhoşlar şişeleriyle sokağı kirletmişler ve bazıları yalnızlığı seçerken bazıları da nefesleriyle başka dudakları kirletmişti. Nazif, bu kirlenmiş dünyanın içinde sıkışıp kalmıştı. Kendini mağaram dediği evine hapsetmişti. Bir kitaplık, birkaç parça giysi ve hayatta kalacak kadar sıvı ve besinden oluşan bu mağa

YAZARLAR
bottom of page




















