"Bir Takım Cinayetler" Kitabı İncelemesi


"Bir Takım Cinayetler" Açıklaması
BİRTAKIM CİNAYETLER
Polisiye Öykü Kitabı
YAZAN: YEŞİM YÖRÜK
DERLEYEN: GENCOY SÜMER
EDİTÖR: EMEL ASLAN
YAYINEVİ: HERDEM KİTAP YAYIN/HERDEM POLİSİYE
ÖYKÜLER
. KIZIL GÜNEŞ
“Kızıl Güneş… Ona bu ismi vermiştim."
. GÜLÜMSE
İnsan neden birini öldürür?
. UNUTMA BENİ
“Sokaklar tekin değil oğlum, gitme bu gece.”
. NİYAZİ
“Gül Niyazi, gül… Son gülüşün olacak nasılsa.”
. SİZDEN LAF ÇIKMAZ
Şimdi, bizim mahalle nasıl bu hâle geldi, önce onu anlatayım.
. BİR GARİP C*NAYET SORUŞTURMASI
Enver, sinirlerine hâkim olmakta yılın en iyi performansını gösteriyor olsa da beş dakika sonrası için hiç kimsenin garantisi yoktu.
. MAHZEN
Hep mi kaybederdi bir insan kumarda? Hep mi içerdi kaybetti diye? Hep mi öfkeli olurdu içince? Hep mi döverdi öldüresiye?
. DEDEKTİFLİK ÇETESİ
Çavuş, kıstığı gözlerini tek tek üzerimizde gezdirdi. “Toplanın bakalım tayfa!” demesiyle, emir erleri gibi etrafına dizildik. Elini yumruk yapıp ortaya uzattı. “Var mısınız, bu işi çözmeye?” dedi.
TÜM INTERNET KİTAP SATIŞ SİTELERİNDE!
Arka kapak yazısı
"Adam öldürmenin dört çeşidi vardır; canice, bağışlanabilir, haklı görülebilir ve takdire şayan." Ambrose Bierce
"Yeşim Yörük, ruhu ruhunuza dokunan hikâyeler yazmaya muktedir bir kalem. Sürükleyici üslubuyla sizi zamandan bağımsız kılmayı ve öykülerin içine çekmeyi başarıyor."
FUNDA MENEKŞE
"Yesim Yörük ince bir duyarlılıkla kaleme aldığı bu suç ve gizem öykülerinde, bize yine insan ruhunun karanlık yanlarını anlatıyor. Kimi zaman hüzünlü bir dille, kimi zaman da mizahi dokunuşlarla."
GENCOY SÜMER
BİR İNTİKAM SİLAHI:KALEM
Okuduğum klasik polisiye kitaplarında yazarla okur arasında hep bir perde
hissederim. Yazar ‘ben’ dili kullansa bile bir mesafe vardır ve okur okurluğunu bilir.
Gözlemci olarak olayları “öğrenir” ve türü seviyorsa keyifli bir okuma olur. Ben o
mesafeyi sevmediğimden olsa gerek polisiye türünde çok okumalarım olmadı.
Ama cesur yazarlar öyle mi? “Hey, okur,” diye seslenir bana. “Orda kös kös okumayı
bırak ve içeri gir. Ben yazayım sen oku öyle mi? Yok öyle rahatlık. Aç perdeleri, kaldır
mesafeyi, gel söyleşelim.”
Bir cesur kalem Yeşim Yörük, işte aynen böyle sesleniyor okurlarına. Fiskos
masasında kırk yıllık arkadaşına anlatır gibi hikâyeler diziyor. Bu samimi dilin türe
uyarlanması benim için çok yeni. Araştırınca gördüm ki, polisiyenin de postmoderni
varmış. Polisiye öykülerine çok yakıştırdığım bu yazar dilinin izini sürmeye
kararlıyım. Öncelikle yazarımıza teşekkür etmek isterim. Beni yeni bir tür ve anlatı
diliyle tanıştırdığı için.
Dilin samimiyetini ve sıcaklığını ilk başta vurgulamadan kitaba geçemezdim. Çünkü
ilk dikkatimi çeken yazarın diliydi. Peki ya içerik dediğinizi duyar gibiyim. Potpori
tadında bir gezintiye çıkmaya ne dersiniz? Evet, potpori. Sekiz öyküden oluşan bu
kitapta hiçbir öykü birbirine benzemiyor.
İntikam ve kıskançlık duygularının ne menem dertler oluşu, tarihten günümüze
uzanan kapanmaz yaraların faili meçhul bir cinayet çevresinde ele alınması,
mazluma ve güçsüze yönelik şiddetin son kertesi… Peki hep mi keder? Hoop bir
mizah patlatıyor ki yazar sormayın. İnanmazsınız, kasten adam öldürmeyi yüzümde
gizliden bir sırıtmayla okudum. Bir başkasında yazarla ‘söyleşirken’ finalde ‘yok artık’
dedirtti. Ben şimdi ne okudum? Vurgun yemiş gibi yüzeyde buldum kendimi. Oysa ne
eğlenceli gidiyordu hikâye. Ardındaki bir dramla sarsıldım. Sonra aynı öykünün
içinde gözlerim bir cümleye takıldı. “Nasılsa yakalanırım diyordum, fakat
yakalanmadım…” Alın size mizahtan alev alan buz gibi bir gerçek.
Toplum mahkemesinde kırılan kalemler, suç ve ceza sisteminde kadının yeri
meseleleri en gülümseten hikâyelerde bile dikkatli okurlarda bir kıvılcım yakacak
cinsten…
Mahalle kültürünün hem saf hem karanlık yüzü bir cinayet etrafında kurguya itinayla
yedirilmiş.
Başka bir mahallenin bitirim çocuk çetesi boyundan büyük işlere kalkışmış. (Vay
bacaksızlar… )
Baş karakterimiz bir masum da olabilir bir zalim de. Hatta en itici, en irite tiplemeleri
kurgu kahramanı olarak görebilirsiniz. Temiz yüzlü temiz kalpli kahramanlara son! Bir
Enver komiser var ki evlere şenlik. Duyduğuma göre yazarla anlaşması varmış
karakterin, başka kitaplarda da başrolü kapmış…Kendisinden başlarda pek
haz etmedim doğrusu. Sonlara doğru kanım ısınmaya başladı kerataya.
Bazı salt kötüler var ki öykülerde, Enver’i mumla aratacak cinsten. Önce bu kadar da
kötülük olmaz dedim, aklıma dinlediğim haber bültenleri geldi. Evet, salt kötülük
hayatın içinde var ve hayatın içinde olan her şey gibi o karanlık ruh, öykülerde de
kendine bürünecek bedenler bulmuş.
Öykülerin büyük kısmında yazarımız mazlumun intikamını zalimden “kalemiyle”
almış desem yeridir. Özellikle kadın cinayetlerine yönelik kurgulardaki ters köşeler
beni bunu düşünmeye sevketti.
Kitabın sonunda birçok soru zihnimde belirdi. Aslında sorular hep vardı, satırlarda
cevapları bulunca, cevaplar sorularla eşleşti demek daha doğru olur.
Benim anladığım o ki, gün gelir zalim mazlum olur, mazlum zalim olur. O gün
gelmesin diye suç cezasız kalmamalı der okur.
Gelelim okur izine…
Benim intikam silahım kalemdir bundan böyle. İntikam dediysem öyle kalbi yakan
değil, iç soğutan bir intikam. Resim mi seversiniz, kapın fırçalarınızı. Ah o notalar
ruhun gıdası… Piyano keman şart değil, bir tef bir darbuka iş görür. Örgü mü tığ mı
sizi rahatlatan? Kuşanın şişlerinizi. Aman ha! Örgü şişi…



Yorumlar