ESKİ EVİN NEFESİ

PERMİN KARADUMAN
Yağmur, şehri değil sanki dünyayı yıkamak ister gibi yağıyordu.
Elif, elindeki paslı anahtara baktı. Avucunun içinde soğuk bir taş gibi duruyordu. Bu ev, annesinden kalan tek şeydi. Ne bir fotoğraf, ne bir mektup… sadece bu ev.
Kapıyı açtığında içeri ağır bir toz kokusu doldu. Sanki yıllardır kimse nefes almamıştı burada.
“Bir gece kalıp bakıp çıkacağım,” diye fısıldadı kendi kendine.
Ama ev onu dinlemiyordu.
İlk tuhaflık, saatlerin hiç çalışmamasıydı. Duvarlardaki tüm saatler 03:17’de durmuştu. Hepsi aynı anda.
Elif bunu önemsemedi.
Gece çöktüğünde evin içi daha da sessizleşti. Ama bu, normal bir sessizlik değildi… sanki sesler susturulmuştu.
Tam uyumak üzereyken üst kattan bir gıcırtı geldi.
Bir adım.
Sonra bir tane daha.
Elif yavaşça doğruldu. “Ev boş,” dedi kendi kendine. Ama sesi bile kendine inanmıyordu.
Gıcırtı tekrarlandı.
Bu kez daha yakın.
Sanki biri merdivenlerden iniyordu.
Elif ışığı açtı. Ampul titredi… ve söndü.
Karanlıkta sadece nefes sesi vardı.
Ama bu onun nefesi değildi.
“Kim var orada?” dedi.
Cevap gelmedi.
Sadece fısıltı geldi.
Çok ince, çok eski bir ses:
“Geç kaldın…”
Elif’in kalbi hızlandı. Kapıya koştu ama kapı artık yoktu. Yerinde duvar vardı.
Ev, şekil değiştirmişti.
O anda üst kat kapısı yavaşça açıldı.
Ve merdivenlerin başında bir siluet belirdi.
Elif’in yüzüne benzeyen ama tamamen boş gözlü bir kadın.
Aynı ses tekrar konuştu:
“Buradan çıkamazsın… çünkü sen zaten burada doğdun.”
Elif geri çekildi. Duvar aynaya dönüştü.
Ve aynada gördüğü şey şuydu:
Kendi yüzü değil…
Yıllardır bu evde kalan birinin yüzüydü.
Kapıdaki kadın bir adım daha attı.
Ve Elif ilk kez anladı:
Bu eve yeni gelmemişti.
Sadece geri dönmüştü.




Yorumlar