top of page

RUTUBET

Yazarın fotoğrafı: HASAN SAĞDAN
HASAN SAĞDAN
31 Oca
4 dakikada okunur

Kimse masum değil,

Herkes biraz rutubetlidir.


Hayra ermeyebilir her sabır, bazı kavgalar mahşere kalır, tıpkı Rahmet'le benim aramdaki dava gibi. Boyu posu devrilisice Rahmet... Diğer tarafa göçerken bile milletin ağzına bal çaldı. Ele güne sakız etti beni. Ah Rahmet ah, düşündükçe sinirden avuçlarım terliyor. 


Sabır çekip, siyah yazmayı başıma geçirip alnımı iyice sıkıştırdım. Kapının yanındaki sandalyeye yerleşip gelenin yüzünde üzüntü aradım. Gidenin arkasından sıra size de gelecek diye veryansın ettim. Merak da etmiyor değildim hani. Kim ağlıyor kim seviniyor. Kim 'vah vah' derken kiri, tozu arıyor, kim ağlarken buzdolabının içini araştırıyor. Gerçi hepsini de biliyordum. 


Aslında taziye evi sessiz olurdu ama benim ev için geçerli değildi bu. Hele ölen Rutubet hanımın kocasıysa. Yani benim... 


İnsanlar gırla içeri giriyordu. Baş sağlığı dileyenler, timsah gözyaşı dökenler. Özellikle de yemek için gelenler... Kalabalıktan ötürü mutfağa biri lazımmış Letafet'i bulup getirmişler. Sümüklü Letafet, kuş beyinli Letafet.


Bir tepsi verdiler eline, tutuşu bile evlere şenlik. Daha mutfağa girerken bile kapıya başını toslayıp yere yuvarlandı. Büyüdü ama gitmedi sakarlığı. Kalıcı zannımca, genetikte olabilir. Bunun anası da böyleydi. Şaşı Nezaket, adamı çift görürdü. Şaşı Nezaket'in kızı sümüklü Letafet.


Yahu bu kız ismine düşmanlık olsun diye mi yapıyor böyle anlamadım gitti. Hem o isim ne öyle, babasıyla arasında bir sorun mu vardı, intikam gibi.


Aman neyse, burası amma kalabalık oldu. Çoluk çocuklarını da getirmişler. Kesin evlerinde yemek yapmadan gelmişlerdir, karınlarını doyurup öyle giderler. Allah vere de bir şey çalmasınlar.


Çok geçmeden yine bizim sakar Letafet göründü. Elinde bardak dolu bir tepsi. İçindeki çaylar oyuna kalkmışlar. Kim verdi eline bu tepsiyi? Şu hale bak düşürdü düşürecek.


Daha iki adım atmıştı ki aklıma gelen başıma geldi. Önce kapıya çarptı kendini sonra tepsiyi olduğu gibi yere bıraktı. Çaylar döküldü, bardaklar tuzla buz oldu.


“Allah seni bildiği gibi yapsın Letafet!” dedim.

“Mahvettin güzelim halımı.” diye bağırdım ama kız ne dediğimi anlamıyor ki. Yüzüme aval aval bakınca.


 “Maşallah kızım,” dedim, “Elinden de hiçbir iş gelmiyor. Hangi düşmanım gönderdi seni bana?”


Kalabalıktan kırkırdamalar yükseldi. Kızın yüzü kızardı. Bir bakındım yok ortada.


Ama insanlar rahat durur mu? Durmaz!

İnsan ölür, dedikodu başlar.


İşte benim yan komşum Huriye gizli gizli fısıldaşmaya başladı. Hemen kulak kabarttım. Sessizce onları dinliyordum, çaktırmadan.


“Kız duydunuz mu, büyü yaptı diyorlar rahmetli için. Rutubet hanım kocayı yatakta basmış.”


Kadınlar her bir ağızdan şaşkınlık nidaları çıkardı. Fısıldaşmalar aldı başını gitti.


Zekiye de sazan gibi atladı tabi büyüyü duyunca. Sessizce onları dinliyordum gizli gizli.


“Ayy Allah’ını seversen anlat kuzum, nasıl olmuş bu iş? Evlerden ırak, hiç olur mu büyü yaptırmak günah. Bu arada adı sanı var mı bu büyücünün, adresi nerede?”


Huriye hemen yapıştırdı lafı ona.


“Aman Zekiye bir sen kalmıştın. Senin adamı en iyi büyüler bile Mehtap'ın büyüsünden çıkaramaz.”


Zekiye burun kıvırdı.


“Tövbe haşa ben öylesine sormuştum. Hem ayıp ayıp enişten bilmez öyle Mehtap'ı, ayışığını.”


Huriye alayla karışık gülmeye başladı.


“Tabii nereden bilsin adam ama Mehtap'ı değil evin yolunu. Milletin de ağzı torba değil ki bükesin. Duyduğuma göre seninki pavyon kadınına ev açmış diyorlar. Valla ben de elâlemin yalancısıyım.”


Elini ağzına fermuar çeker gibi kapattı.

Zekiye lahmacunu bırakıverdi elinden.


“Yalan dedikodu, milletin uydurması onlar. Bu dedikoduyu çıkarını bir bulsam o kapçık ağzını iki çekip bir yırtacağım zaten. Yapmaz benim Haydar'ım.”


Bu dedikodular hep Rahmet yüzünden başıma geldi. Ah Rahmet, bir büyü daha yapayım da gör sen! Yedi sülaleni nasıl da gönderiyorum arkandan... Bukalemun Huriye'ye doğru sandalyemi çevirdim. Dedikleri yenilir yutulur cinsten değildi. 


“Bana bak Huriye hanım bana bak. Susayım konuşmayayım diyorum. Yok yetti artık. Huu komşular diye bağırasım var! Senin de adama ne ettiğini hepimiz biliyoruz. Ellam sanki ak kaşık. Adam seni koynuna almadığını söylüyorlar. Diğer tarafa göçerken bile eski karısının adını sayıklamış. Artık adama ne yaptıysan, uçurtma gibi uçuruverdin adamı iki ayda.”


Sonra Zekiye’ye döndüm.


“Hayır yani, adam buna dokunmadıysa çocuk kimden? Adam kömür karasıydı, çocuk mavi gözlü sarı saçlı. Aynı bakkalın çırağı gibi. Yani mahalle diyor, benden değil.”


Kadının yüzü kırmızıdan mora çaldı. Bukalemun Huriye renk değiştirdi karşımda. Haspam elindeki bardağı kenara fırlattı, bir hışım attı kendini dışarı.


“Helal olsun sana Rutubet. Bir sen geliyorsun hakkından,” dedi Zekiye.


Baştan aşağı süzdüm onu.


“Sen de ona bakıp büyücü soruyorsun. Adama bir şey yaptığım yok. İç çayını da bir işe yara şu pisliği temizle.”


Cevap vermesini beklemeden önüme döndüm.

Bizim Letafet yine kapıdan içeri giriyordu. Elinde kahve fincanları. Hem de çeyizimden çıkma. En sevdiğim fincanlar.


Beceriksizce yürüdü, elindeki fincanlar zangır zangır titriyordu. İki üç adımının ardından ayağı halıya takıldı, şiddetle benim antika komodinin üstüne uçtu. Kilitli sandığım çekmece gürültüyle yerinden fırlayıp ters döndü. Fincanlarımda tuzla buz oldu.


Çekmecenin içinden dökülenler yere saçıldı Üzeri Arapça yazılı muskalar, kırmızı ipler, Rahmet’in eski bir atleti ve en üstte, üzerinde mor mürekkeple kocaman "BÜYÜCÜ REMZİYE – KESİN SONUÇ" yazan o kartvizit...


Oda bir anda mahşer yerine döndü. Her kafadan bir "Aaa!" sesi yükseldi. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Az önce "Büyü günahtır" diyen Zekiye, hemen kartviziti cebine attı.


Hayretle, yerdeki o döküntülere ve hayatımı yerle bir eden kuş beyinli Letafet’e baktım. Letafet ise düştüğü yerden başını kaldırmış, "Ayy Rutubet Teyze, bunlar ne?" diyordu.


“Ay bana bir fenalık geliyor,” dedim. Belki bayılıyormuş gibi yaparsam inanırlardı. “Alın şu salak kızı karşımdan. Biraz daha burada durursa mahşeri beklemeyip Rahmet’in yakasına yapışmaya erkenden gideceğim."


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


FİKİR

SANAT

EDEBİYAT

NEDEN YAZMALIYIM?

Bilime göre hikaye veya metin yazmak:

   * Duyguları yöneten bölüm.

   * Hafızayı yöneten bölüm. 

   * Mantık ve karar verme bölümünü.

Aynı anda çalıştırır. Yani yazmak, beynin

birçok yerini aynı anda çalıştıran nadir aktivitelerden biridir.

​

Bu yüzden düzenli yazan insanlarda: 

Düşünme becerisi güçlenir, olaylar arasında bağlantı kurma kolaylaşır, stres azaltır, duygular daha sağlıklı ifade edilir...

İLETİŞİM

Öykülerinizi Bize Gönderin.

bottom of page