"Sıradışı Geçit" kitabı İnceleme


"Sıradışı Geçit" Açıklaması
Yabancı giderken sadece silueti kalmıştı. Sanırım, o da küsmüştü bana. Kafasını tekrar çocukların odasına uzattı, yine aynı hışımla geri çekti. Hızla merdivenlerden aşağıya indi. Ben de odama girmiştim ki Ağah Efendiyi beylik tabancasıyla yukarı çıkarken gördüm. “Beyim, ne oluyor?” demeye kalmadan çocukların odasına giren Ağah Efendi, tek tek ateş ederek bütün çocuklarına kıydı. Çocuklarımın kanatları yer gök, ala boyandı. Bana döndü, “Bak hatunum, mandaları öldürdüm, çocuklarım artık rahat uyuyabilirler!” dedi. Asiye son bir umut sordu, gider mi dipsiz kuyuya… “Deniz,” diye seslenen babasının sesine cılız, kış serçesi soğuk bir rüzgâr vınlaması gibi acı bir inlemeyle karşılık verdi. Halil seslendi oğluna. “Koca bir Deniz, küçük bir Serap’ta boğulamaz, yettim oğlum!” Dünyada düzen bozulmuştu bir kere, yeni yasalar çıkmış, cinayet işleyenler sokaklarda dolaşırken hırsızlık yapanlar idam ediliyordu. Açlık, sefalet, pislik, hastalık ve cehalet sömürülen ülkelerin ortak kaderi oluyor. Diğer ülkeler, kirli kan kokan ellerine ak eldivenlerini takıp ovuşturuyorlar, sonra medeniyetten dem vurup demokrasiden konuşuyorlar alayla. Bunların Venüs ve diğer gezegenlerde olmasına ne senin gönlün el verir ne de diğer varlıkların…
PENCERENİN PERDESİNİ ARALAYAN CESUR YAZAR...
“Bu acıyı anlatmam imkansız. Dünyadaki bütün ayrılıkları,
kederleri, hüzünleri, ölümleri üst üste koysalar, semaya
merdiven yapsalar, tarifi olmayan bir acı…”
Bakır Mangal, Zeynep GÜNEŞ
Ters köşe bir öykü okumanın tadı edebiyat severler için
başkadır. Peki, ters köşe kitap mı olur? Olurmuş! Zeynep Güneş,
Sıradışı Geçit’te bana bunu öğretti. Yukarıdaki dizelerin
gördüğüm kitap kapağının altında saklı olduğu aklıma gelmezdi.
Görselden biraz bilim kurgu biraz da fantastik bir romanla
karşı karşıya olduğunuzu zannedebilirsiniz. İlk ters köşe
buradan geliyor. Bu bir öykü kitabı…
“Bakır Mangal”da klasik Türk Edebiyatının kadim yazarlarının
kaleminden izler hissettim.
Zeynep Güneş bu öyküsünde “cesur” bir bakış açısıyla kurguyu
yaratmış. Bana sorarsanız “Bakır Mangal” başlı başına bir
inceleme konusu. Öykünün çözülme kısmının şok edici etkisini
bir kenara koyarsak, günümüz insanının yönlendirilmiş bakış
açısını bir yana bırakıp bambaşka bir pencereden olayları ele
alabilme cesaretine hayran kaldım. Tarihin gerçeklerinin,
iki binli yılların şehir insanının gerçekleriyle her zaman
örtüşmediğini, tek hakikatin bizim hakikatimiz olmadığını
yüzümüze çarpan bir hikâye. Zaman, devir ve öğretilmiş
doğrularımız… Belki bu üç köşeyi artık biraz yumuşatmamızın
zamanı gelmiştir.
“Dipsiz Kuyu” da günümüz gerçeklerine sert bir girişle ikinci
ters köşe geliyor. Yazar öyle olmadığını söylese de ben
hikayenin finalinde bir kurtuluş umudu olduğuna inanıyorum.
Ee, okur hakkı diye bir şey var…
Her öykü ayrı ayrı ele alınıp üzerinde düşünülmeye değer. Ama
kitabın bende bıraktığı iz daha bütünsel. Her birinde farklı
dönemlerin farklı mekanların karakterleri başrolde. En sıradan
karakterin bile hikayesinde en sıra dışı finali görüyoruz. Bu
da bana hiçbir hayatın bizim dışardan gördüğümüz gibi
olmadığını hatırlattı. Bilmediğimiz nice canlarda bilmediğimiz
ne sırlar gizli…
Sadece bu mu ters köşe? Bitmedi! Yazar kitabın ortasından sonra
bir de tür değiştirmez mi! Bilimkurgu hikâyelerinde afalladım.
Sanki yazar bana meydan okuyor. “Bilimkurgu da yazarım,
fantastik de”
Yazarımız bu öykülerin sadece fantastik kurgular olduğunu
söylese de ben ilk öykülerin etkisiyle hâlâ kurgunun içinde bir
gerçeklik, kendi sıradan dünyama bir selam arayışındayım. Okur
hakkı dedik bir kere, fantastikten çıkardığım realistik
anlamlar da bana kalsın.
Gelelim okur izine…
Her sıradanlıkta bir farklılık, her farklılıkta bir aşinalık
bulabilirim. Yeter ki başka pencerelerin perdelerini aralamaya
cesaret edebileyim.



Yorumlar