top of page


ESKİ EVİN NEFESİ
PERMİN KARADUMAN Yağmur, şehri değil sanki dünyayı yıkamak ister gibi yağıyordu. Elif, elindeki paslı anahtara baktı. Avucunun içinde soğuk bir taş gibi duruyordu. Bu ev, annesinden kalan tek şeydi. Ne bir fotoğraf, ne bir mektup… sadece bu ev. Kapıyı açtığında içeri ağır bir toz kokusu doldu. Sanki yıllardır kimse nefes almamıştı burada. “Bir gece kalıp bakıp çıkacağım,” diye fısıldadı kendi kendine. Ama ev onu dinlemiyordu. İlk tuhaflık, saatlerin hiç çalışmamasıydı. Duvarl


SON KALE
FULYA YENİDEMİR Müzenin yüksek tavanlı koridorlarında yankılanan tek ses, Marcel’in adımlarıydı. Gaz lambasının camına çarpan metal halkası her adımda ince bir çınlama bırakıyordu. Sanki bina hâlâ direniyor ve tamamen ölmeyi reddediyordu. Dışarıda dünya çoktan vazgeçmişti. Paris, külden yapılmış bir mezarlıktan ziyade çürümeyi çoktan kabullenmiş bir bedendi. Gökyüzü kirli griydi. Rüzgâr sadece soğuk değil, zehir taşıyordu. İnsan, kendini öldürmeyi öğrenmişti. Marcel durdu. Ga


ŞİMDİNİN KATLARI (SONSUZ SEKANS)
FULYA YENİDEMİR YILMAZ I. Mutfaktaki Çatlak Sabah ışığı, eski mutfak perdesinin ince dokusundan süzülüp toz zerrelerini dans ettirerek mutfak zeminine ulaşıyordu. Yerde, günün ilk ışıklarıyla yıkanan soluk sarı bir dikdörtgen oluşmuştu. Ocakta kaynayan çaydanlığın kapağı, içerideki buharın baskısıyla ritmik bir şekilde titriyordu. Metalin o tiz ve tanıdık sesi, mutfağın mutlak sessizliğinde yankılanıp beyaz fayanslara çarparak geri dönüyordu. Ancak o sabah, bu ses tek bir zam


GÖLGE OYUNU
PERMİN KARADUMAN Sis, eski taş sokakların üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü. Gaz lambalarının titrek ışıkları, gecenin karanlığını delmeye çalışıyor ama yalnızca gölgeleri daha korkutucu hale getiriyordu. Şehrin en eski mahallesi olan Blackstone Sokağı’nda insanlar artık geceleri dışarı çıkmıyordu. Çünkü son üç ayda işlenen dört cinayet, herkesi aynı korkunun içine sürüklemişti. Dedektif Adrian Vale, uzun siyah paltosunun yakasını kaldırarak dar sokağın ortasında durdu. Eli


ÇALINTI
TOYGAR TOPALCA ÇALINTI Termometre 10 dereceyi gösteriyor, saat altıyı vuruyordu. Köpekler kudurmuştu, çöplükleri talan eden domuzlara kafa tutuyorlardı. Geceden kalan sarhoşlar şişeleriyle sokağı kirletmişler ve bazıları yalnızlığı seçerken bazıları da nefesleriyle başka dudakları kirletmişti. Nazif, bu kirlenmiş dünyanın içinde sıkışıp kalmıştı. Kendini mağaram dediği evine hapsetmişti. Bir kitaplık, birkaç parça giysi ve hayatta kalacak kadar sıvı ve besinden oluşan bu mağa
bottom of page
